|
Sesim güzel olsa hayatımın ne kadar güzel olacağını düşlüyorum o sıralar. Durduk yerde patlatırım bir şarkı duman ederim ortalığı diyorum. Beni dinlemeyenleri şarkılarımla etkilerim diyorum. Hiç olmadı kendimi etkilerim diyorum. Rüzgârlı bir yürüyüşte “acı acı sövdüm sonra yüzümü kırbaçlayan rüzgâra” desem, hıçkırıkların eşliğinde yollarını bulan gözyaşlarına bakıp usulca otursam sevdiceğin yanına “bu da geçer” desem, "o çocuksu korkuları yazamadım" desem, "zaman geçmekte, zaman gecikmekte, zaman üşümekte" desem hayat bir başka olucak ama yok. Söz uçar, yazı kalır, şarkı yayılır diyorum. Ama işte ses yok. Olmayınca olmuyor. Ses yoksa bari çalgı çengi olsun diyorum. Bağlama bana böyle bi sıcak bakıyor. Ben de ona tabi.
Bizans gemisinde kürek çeken Battalgazi gibi demirleri eritebilicekken azmim "Seher Yıldızı"ndan öteye gidemiyorum. Zaman ayırmadıklarımın, büyük puntolarla attığı “sensiz ben çok mesudum” manşeti altına bağlama da giriyor. "Güzelim şarkılar yağmalanıyor, sazlar duvarda kalıyor" ve ben hiçbir şey yapmıyorum.
Hâlâ burukluğunu yaşarım söyleyememenin, çalamamanın. Hâlâ “bağlama çalabiliyor musun?” sorusuna, suç işlemiş bir çocuk gibi kafamı öne eğerek cevap veririm.
Tuğrul ELMAS
|