|
Seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım. Ya olum bak buzdolabı dediğin şeyin kapısını açarsın ve içinden yemeğini alırsın sonra artanı tekrar koyarsın ve sonra tekrar alırsın. Bu böyle gider. Doğanın kanunu budur. Yenisin, alışamadın diye hiç ses etmedim ama yıllar oldu sen bu görevini hiç üstlenmedin.
Geçen yan komşu Melahat Ablalara gittim. Havalar da birden soğudu, bu sene yaz hiç gelmedi, karşı komşu camları silmedi gibisinden muhabbet dönerken "açsındır sen şimdi" ile eylem başladı ve bu gözler bir dolaptan içli köfte çıktığına şahitlik etti. Öylece kalakaldım. Sonra içli köfteyi aldım elime ağzımda tuz hissettim. Hayır lan Melahat Abla tuzlu yapmamıştı köfteyi, gözyaşlarım ağzıma geldi. Resmen gördüğüm senaryo karşısında ağladım. Sonra sordu tabi "seninkinde ne var" diye. Konuşamadım. Konuyu değiştirdim. Sonra eve geldim açtım kapını büyük bir umutla, küflenmiş yoğurt uzattın bana.
Zekisin ama çalışmıyorsun bunun farkındayım. O yaprak sarmaları buzdolabı poşetinden çıkmalı artık. Aylar oldu onları oraya koyalı. O mantılar tencereye dolmalı. Sırtında bir çuval altın taşırken açlıktan su içen Halit Akçatepe gibi oldum. Balkona çıkıp dayanamıyom diye bağıracam yeminle ya.
Bazı şeyleri de yanlış anlatmışlar sana. Misal geceden koyuyorum boş tabağı. Sabah bi açıyorum yeşillikler içinde bir salça. Lan olum onu ben ne yapıyım? Boş tabağı geri vermiyorsun ama böyle de verilmez yani.
Alt komşu öğrencileri biliyorsun. Gündüzleri fişini çekiyorlar ama daha dün dolaptan balık çıkarırken gördüm onları da. Sen bana bir gün olsun balık vermedin. Bense ilgi alaka olsun, elektrik olsun şu zamana kadar hiçbir şeyini eksik etmedim senin ama suç bende abicim. Çok yüz verdim sana. Şımarttım seni.
Ama bu böyle gitmez aslanım. Bu son şansın. İki tane tencere koyuyorum. Yarın açtığımda onlardan birisinde pilav diğerinde yeşil fasülye görmezsem doğruca sanayiye veriyorum seni. Çalış aklın başına gelsin. Densiz.
Tuğrul ELMAS
|