|
Aşmıştır. Olayı bitirmiştir. Birlikte eve çıkılasıdır.
Öğrenci evinden önce mutfak, içinde hali hazırda bulunan ürünleri tüketmek için girilen bir yerdi. Öğrenci evindeyken mutfak, evin içinde gereksiz yer kaplayan bir odaya dönüştü. Bu durum dışarıda pahalı ve sağlıksız yemekler yememe neden oluyordu. Mutfağı her zaman olmasa da üretim amaçlı kullanmaya başlamalıydım. Mutfağı üretim amaçlı ilk kullanmam yumurtanın ısı karşısındaki inanılmaz değişimini öğrenmeme dayanır. Biraz yağ ve birkaç tane yumurta ile ucuza mâl edebiliyordum yemeklerimi. Yumurtadan sıkılmaya başlamamla birlikte yeni arayışlara girdim ve patatesi keşfettim. Yumurtaya göre biraz fazla zahmetli oluyordu. Önce ince ince soyacaksın ki patatese verdiğin para çöpe gitmesin keza ben bu konuda çok başarısızdım sonra dilimleyeceksin ve biraz fazla yağ ile birlikte doyurucu bir yemek elde edeceksin. Patates soyacağını keşfetmemle birlikte mutfağımda devrim yaşadım. Çok kısa sürede kilolarca patates soyabiliyor ve sadece beni değil çevremdekileri de doyurabilecek yemek yapabiliyordum. Haftalarca değişmeyen azaldıkça üzerine eklenen 1 lt. yağın içine doğranmış patatesleri atıyordum, patatesler pişince alüminyum süzgeç ile yağın içinden çıkarıp anında servis yapıyordum. Üzerine biraz ketçap ve biraz mayonez ekledikten sonra tok saatlere yelken açıyordum. Daha sonra patatesli yumurtanın yapılabileceğini öğrendim. Kendi ürettiğim iki tat vardı ve bunları birleştirerek üçüncü bir tat yakalamak hiç zor olmadı. Mutfağım gün geçtikçe zenginleşiyor ve beni mutlu ediyordu. Menemeni öğrendiğimde bu kadar komplike bir şeyi yapacağıma inanmadım ama denemek istedim. Tarifinde "soğanlar pembeleşinceye kadar" tabiri geçiyordu. Attım soğanları ve başladım beklemeye. Bekliyorum ama pembeleşmeye dair bir belirti yok. Bekliyorum... Bekliyorum... Kokular geliyor, soğan kenarları renk değiştirmeye başlıyor ama pembe olmuyor. Soğanlar kömür olduktan sonra pembeleşmenin artık olamayacağına kanaat getirdim. İlk denemede başarısızdım ama yıkılmadım, dertlerimle başbaşa kaldım, zalimlere yenilmedim ve onları yendim. Yağ, biber, soğan, domates, yumurta gibi inanılmaz sayıdaki ürünleri karıştırıp enfes bir tadı ilk defa elde ettiğimde duvara yaslanarak çömeldim, kollarımı dizlerimin üzerine koyarak İlyas SALMAN çöküşünü tamamladım ve usulca ağladım. Günler geçtikçe ben her gün menemen yapıyor ve daha da ustalaşıyordum. "Bi menemen yap da yiyelim" teklifleri geldiğinde mutfağımda yeni tatlar da vardı. Pilav, hazır çorba...
Sene sonunda yeni ev arkadaşlarımla yeni bir evdeydim. Ellerinde düdüklü tencereyi ilk gördüğümde a noktasından b noktasına taşıyacaklar sandım ama yanılmıştım. Adamlar resmen düdüklü tencereyi imâl amacı doğrultusunda kullanıyorlardı. Bu gözler, marketten alınan kırmızı mercimeğin çorbaya dönüşme sürecine tanıklık etti, abaküs amacı ile kullandığım fasülyelerin pilav üstü olduğunu gördü. Akşam eve geldiğimde yemek kokuları beni karşılıyordu. Tavuk soteler yapılıyor, tavuk ciğerleri pişiriliyordu ki o dönem tavuk ucuz olduğu için tercih ediliyordu. Çarpışan arabaya ilk defa yalnız binen ve her arabaya çarpmak isteyen çocuk kadar mutlu ve hırçındım. Bütün yemeklerin en çoğunu ben yemek istiyordum.
Düdüklü tencere kullanan erkek tarafından, zengin olduğunu düşündüğüm mutfağım, beşli grupla binilen beyaz şahinde arka koltuğun ortasına oturtulan apaçi kadar dışlanmış ve hor görülmüştü.
Tuğrul ELMAS
|