Hayal Kırıklığı

Aylarca postalın içinde geleceğini pudranın insiyatifine bırakan ayaklarımla, halıya basmanın verdiği hazzı yaşıyorum. Uzun bir aradan sonra kavuştuğum diz üstü bilgisayarımın dizlerime uyguludağı sıcaklığın etkisini, ayak parmaklarımla halının yünlü kısmını tutup bırakarak hafifletiyorum. Nette neler olmuş, neler bitmiş, neler değişmiş, neleri kaçırmışım onlara bakıyorum. Arkadaşım dediğim son kişinin mıntıkadan kaçarak temizliği bana kitlediğini düşünerek çevrimdışı listesinden bir arkadaşımın sıcak ve samimi bir muhabbete hazır olmasını bekliyorum. Derken telefonum çaldı. İsim makuldü ve açtım telefonu. İsme göre kulaklarımı şartlandırmam sonucu duyduğum ses hem yabancı hem de kalındı. Babasını çağırmış olabilir miydi? "ben bir şey yapmadım", "yanlış numara" gibilerinden cümleler sinir hücrelerimden dilime doğru iletilirken sesin tanıdık olduğunu farkettim. Başka bir arkadaşımı aramamı istiyordu. Diğer arkadaşımı da ararken orada en az 3 kişi olduklarını düşünüyordum. Bana ne sürpriz yapacaklardı aceba? Telefonun diğer ucundan gelen ses, neşeli ve heyecanlıydı. Bende de heyecan artmaya başladı ve karşıdan sözcükler dökülmeye başladı: " sinema seanslarına bakabilir misin?". 3 ay içerisinde 1 defa sinemaya gitme şansı bulmuş olmamı düşünürken gayriihtiyari bir şekilde adres çubuğuna ilgili sitenin ismini yazdığımı farkettim. Benden habersizce gözlerimden akan yaş, klavyeme düşerek "enter" tuşuna bastı. Nereden geldiğini hâlâ merak ettiğim "ölmem mi beni daşlara vurun" türküsü sarmaladı her tarafımı. Seansları söyledim ve kapattım telefonu. Telefonun kapanma sesi ile vücudum attı ve kendime geldim. Bayramda büyüğünün elini öpmüş fakat harçlık alamamış bir çocuk gibi üzgün, oyuncağını kıran misafir çocuğuna bir şey diyememiş çocuk gibi sinirli bir şekilde değişenler listesine yenisini ekledim.

"Beyle duraydım burda. Alaydım telefonu elimeeeee. No diyeydim. Yes yerine No diyeydim." şeklinde hançer vurup sineme parçalasam göğsümü çaresi yok.


 

 

Tuğrul Elmas